Atmak kelimesinin zıt (karşıt) anlamlısı nedir?

Yukarıda örneklerini verdiğimiz –Atmak– kelimesinin zıt-karşıt anlamlısı ve örnek içerisinde kullanımının nasıl olması gerektiğinin bilgisini veriyor olacağız. 

Atmak kelimesinin zıt (karşıt) anlamlısı Tutmak

(TDK)Türk Dil Kurumu’na göre Atmak kelimesinin anlamı:

1. -e, -i Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak:
      Taşı suya atmak.

2. -e, -i Bir şeyi yere doğru bırakmak.

3. -e, -i Bir kimsenin ilişiğini kesmek.

4. -e, nesnesiz Koymak:
      “Mutlaka yemeklerimize biber atmayı âdet edinmişiz.” – Burhan Felek

5. -e, -i Rastgele bir kenara koymak.

6. nesnesiz, -den Uzatmak:
      Vapurdan iskeleye attılar.

7. -e, -i Bir yerden başka bir yere taşımak:
      Hazır araba varken eşyayı eve atalım.

8. nesnesiz Sille, tokat vurmak.

9. nesnesiz Top, tüfek vb. silahları patlatmak.

10. nesnesiz Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak:
      Ona üç kurşun attı, vuramadı.

11. -e, nesnesiz Geri bırakmak, ertelemek:
      Bu konunun tartışılmasını gelecek haftaya attılar.

12. -e, -i Örtmek:
      Sırtına bir şal attı.

13. -e, -i Yapılmış kötü bir işi birine yüklemek:
      Suçu onun üzerine attılar.

14. -i, -den Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak.

15. -i İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak:
      Bu lüzumsuz eşyayı atmalı.

16. -i Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek:
      Şapka inkılabıyla fesi attık.

17. -i Çıkarmak, dışarıya vermek:
      Yabancı cisimleri vücut atar.

18. -i Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak:
      Köprüyü dinamitle attılar.

19. -i Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak:
      Pamuğu atmak.

20. nesnesiz Çatlamak.

21. nesnesiz Yırtılmak.

22. -den Yapışık olduğu yerden ayrılmak.

23. nesnesiz Kalp, nabız vurmak, çarpmak:
      Kalbi hızlı hızlı atıyor.

24. -i Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak:
      Sıcak basınca sırtındaki ceketi attı.

25. -i, -den Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak.

26. -i Değerini eksiltmek.

27. nesnesiz Göndermek, yollamak:
      Mektup atmak.

28. -den Terk etmek.

29. -e, -i, argo Götürmek:
      “Gözüne kestirdiği erkeği tavlayıp resmen oraya atarmış.” – Attila İlhan

30. nesnesiz, argo Söylemek:
      Gazel attı.

31. nesnesiz, argo Yalan veya abartmalı söz söylemek:
      Gene atmaya başladı.

32. nesnesiz, argo Bilmeden, kestirerek söylemek:
      Bilgi yarışmasında attı ama tutturamadı.

33. nesnesiz, teklifsiz konuşmada İçki içmek:
      “Şimdi arzu buyrulursa dostluğumuzu takviye için şöyle bir iki kadeh atalım.” – Nazım Hikmet

(TDK)Türk Dil Kurumu’na göre Tutmak kelimesinin anlamı:

1. -i Elde bulundurmak, ele almak:
      “Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu.” – Ömer Seyfettin

2. -i Ele geçirmek, yakalamak:
      “Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı.” – Ömer Seyfettin

4. -i Yanında bulundurmak, alıkoymak:
      Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!

5. -i Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek:
      “Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir.” – Sait Faik Abasıyanık

6. -i Kaplamak:
      “Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir.” – Tarık Buğra

7. -i Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak:
      “Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları.” – Sait Faik Abasıyanık

8. -i Denetimi ve yetkisi altına almak.

9. -i Desteklemek, birinden yana çıkmak.

10. -i Benimsemek, beğenmek:
      “Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır.” – Tarık Buğra

11. -i Gereğini yapmak, yerine getirmek:
      Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti.

12. -i Uygun gelmek, çelişmez olmak:
      “Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu.” – Reşat Nuri Güntekin

13. -i Kapatmak, sarmak.

14. -i Hizmetine almak veya kiralamak:
      “Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim.” – Peyami Safa

15. -i Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek:
      Yapıyı geniş tuttu.

16. -i Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak:
      “Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak.” – Memduh Şevket Esendal

17. -i Ulaşmak, varmak:
      “Hayvanlar, Bağdat Caddesi’ni tutmuş, çalakamçı ilerliyor.” – Sermet Muhtar Alus

18. -i Para toplamı …-e varmak, değeri olmak:
      Aldığım şeyler bin lira tuttu.

19. -i, halk ağzında Uğramak:
      Vapur İzmir’i tutmayacakmış.

20. -i Herhangi bir durumda bulundurmak:
      “Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor.” – Haldun Taner

21. -i Varsaymak, farz etmek:
      “Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti.” – Memduh Şevket Esendal

22. -e, -i Hedef olarak almak:
      Taşa tutmak.

23. -e, -i Alacağa veya vereceğe saymak:
      On bin lirayı borcunuza tuttum.

24. -e, -i Yaklaştırmak:
      “Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar.” – Abdülhak Şinasi Hisar

25. -i Kullanmak:
      Yaşmak tutmak. Ustura tutmak.

26. -i Bağlamak:
      “Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım.” – Bekir Sıtkı Erdoğan

27. nesnesiz Beklenen sonucu vermek:
      “Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez.” – Şevket Rado

28. nesnesiz İş görebilmek:
      “Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona.” – Tarık Buğra

29. nesnesiz Sürmek, zaman almak:
      Bu iş iki saat tuttu.

30. nesnesiz Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak:
      Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu.

31. -i Bir şeyi kullanması için uzatmak:
      “Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar’ın kolları boynunda kalır.” – Tarık Buğra

32. -i Sunmak:
      Konuklara şeker tutmak.

33. -i İşgal etmek.

34. -i İzlemek:
      “Tepeden inince Değirmendere’ye hâkim bir iz tutacaksınız.” – Refik Halit Karay

35. -i Bırakmamak:
      “Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu.” – Peyami Safa

36. -i Sarmak, bürümek:
      “Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!” – Halk türküsü

37. -i Asılmak, kuvvetlice sarılmak:
      “Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş.” – Peyami Safa

38. -i Bir kimsenin yerini almak:
      “Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam.” – Yakup Kadri Karaosmanoğlu

39. -i Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek.

40. -i Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak:
      Kapıyı açık tutmayın.

41. -i Bir yerde kalmasını sağlamak.

42. -i Bir sanat eseri geniş ilgi görmek:
      “Eğer piyes tutar da alkışlanırsa bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim.” – Cahit Uçuk

43. -i Biriktirmek, tasarruf etmek:
      “Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene.” – Memduh Şevket Esendal

44. -i Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj.

45. -i Başlamak:
      “Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi.” – Falih Rıfkı Atay

46. -i Bir şey düşünmek:
      Herkes aklından bir sayı tutsun.

47. -i, spor Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak.

NOT : İki kelimenin (kökeninin ne olduğuna bakmaksızın) anlamdaş, anlamları eş, yakın anlam taşıyan veya zıt anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekmektedir..Zıt anlamlılık ile olumsuzluk birbiriyle karıştırılmamalıdır.

Zıt Anlam Nedir?

Birbiriyle çelişen özellikler barındıran yani anlam bakımından birbirinin karşıtı olan sözcüklere “Zıt Anlamlı Kelimeler” veya “Karşıt Anlamlı Kelimeler” denir.

–>Tüm kelimelerin zıt anlamlısı yoktur.

–>Eylemlerde de durum aynıdır. Bir eylemin olumsuzu o eylemin karşıtı sayılmaz.